8 kişi kendisini tutuyor, 2 arkadaşı var.
|
|
yeraltı edebiyatı5838 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
Fotoğraf6734 üyesi var. üyelik serbest. |
Düşüncelerimin aynası,kalbimin yansıması,yüreğimin yarısı,hep yanımda,onsuz olmaz'ım,canım kardeşim Özz'üm...iyiki varsın.Hep benden bir adım önde düşünen ama hep yanımda hareket eden,saol
Gerilla fikirlerimin kontr-gerillası, kulağı çoktan geçen boynuz, vitrinimin arkasında aslında ne kadar çıplak olduğumu tüm hayatım boyunca gören göz, Öz'üm..oda hapsi cezalarımın mahpus arkadaşı (sanırım o mahkumiyetler senindi ama nedense ben yattım :) )
Kurdum. Çocukken anlatılan masalları unuttuğumdan, oturup yeni masallar kurdum. Kendim yarattım, kendim inandım. Hem böylesi daha kolaydı. Daha özgündü, daha akıllıcaydı. Her şeyle baş etmenin iyi bir yoluydu. Bir müddet sonra insan kendi kendine inanmayı bırakıyor. Kendinin ateist’i oluyorsun. Söylüyor, yalanlıyorsun. Anlatıyorsun, karşı çıkıyorsun. Sürekli çarpışıyorsun, sürekli yara alıyorsun. Kendi yarattığın duvarları yıkıyorsun. Yaslanacak hiçbir güvenli duvarın kalmayınca, düşler düşüyor. Bir kere bunun farkına vardıktan sonra asla düşmemesine engel olamıyorsun, durdurmak istemiyorsun. Düşsün bütün yağmur damlaları, düşsün bütün gözyaşlarımla ıslanmış mendiller, düşsün yaralarımın kabukları, düşsün Hayat !
Bütün umduğun, hayal ettiğin şeyler gerçekleştiğinde, tam onlara dokunacak kadar yakın olduğunuzu anladığınızda, bazen bir bakarsınız; Asıl hayal ettiklerinizden çok uzaktasınız. Amaç; mutlu olabilmektir. Ama ulaştığınız şey sizi mutlu etmeye yetmez. Var olan an’ları değerlendiremezsiniz çünkü. An’lar mutlu olmaya yetmez. Mutluluk hep gelecektedir. Koşarsınız, şu olsa, bu olsalarla geçer ömür.
Bütün gelecek planlarınıza yaklaşırken mutluğunuzun giderek uzaklaştığını görürsünüz. Sonra birden bire bir şey olur; Hep ileriye bakan siz, yaşadığınız “an”ı ilk defa bu kadar net görmeye başlarsınız. Gülerken, gerçekten eğlenirsiniz. Ağlarken, gerçekten acı çekersiniz. Bakarken, gerçekten görmeye de başlarsınız. Bir roman okurken, içine girebilirsiniz artık. Katı ve sert eleştirileriniz yumuşar. Babanız ve anneniz bile değişir. Her şey farklıdır. Ya da siz öyle hissedersiniz. Bunlar “an”ı yaşayan siz için iyi bir şeydir de, gelecek planlarınız bundan pek hoşlanmaz. Gelecek ve “an” kapışmaya başlar içinizde. “An”ı yaşamak o kadar da kolay değildir. Zamanın tutsağı olmak ve zamanı kontrol edebilmek arasında ince bir çizgi vardır. Ama ayarınızı kaybetmişinizdir. Ya da ilk defa bir ayar gerektiğini anlarsınız. Bocalarsınız, dağılırsınız. Ne tutsaksınızdır ne de tam olarak özgür.
İçinizde verdiğiniz bu savaş, yeni bir kimlik edinme, adını değiştirme ya da yüz operasyonları gibi bir şey değildir. Bu kendini kendinden çıkartmak. Bu kendini sıkıştırdığın bütün kalıplarları yırtarak dışarı çıkmaya çalışmak. Serbest kalan yerlerinin uyuşukluğunu gidermeye çalışmak. Onları açmak için acı çektiğin o karıncalı uyuşukluk anı. O farkına varmadan hissizleşen yerlerine küfrede küfrede iğneler batırmak.
Siz buldunuz mu aradıklarınızı bu yolda.
Gidiyorum. Ne bulacağımı bilmeden, ama el sürmekten korkmadan. El sürmediğimiz her şey eksik kalırmış meğer.